10 Temmuz 2014 Perşembe

valiz

çok uzaklardan, Doğu Expresi ile defalarca yol katetmiş ve sonunda İstanbul'da yolculuğu sonlanmış bi valiz...bu yıl kaybettiğim beyaz saçlı güzel kadından bana kalan tek şey oldu...
içi boş, bilerek bişey koymadım...ortalama 98 yıl süren, ortalama olmayan bi yalnızlığı olması gerektiği şekilde korusun diye...

30 Haziran 2014 Pazartesi

ölü kuş

ölü bi kuş gördüm bu sabah yürürken sokak arasında...ruhen ölü insan kalabalığının ortasında, fiziken ölmüş bi kuş...çok da ağır ve üzüntü verici olmasa gerek bu durum...diye düşündüm. kuşun hemen yanına oturmuş, ona dokunmadan bakan bi köpek... biraz uzağında onları izleyen, köpeğin gitmesini bekleyen, heyecanla sırtını kabartmış kedi...hemen yanlarında, plastik kamyonetiyle oynayan, muhtemelen birkaç seneye kadar da hayattan plastik beklentileri olmaya başlayacak olan çocuk... kuşun ölüm acısından, köpeğin kaygısızlığından, kedinin açlığından, dünyanın plastik gidişatından habersiz çocuk...yanlarından geçip giden ben...
iflah olmayan hayatın tamamı gibiydik az önce sokağın birinde...

11 Haziran 2014 Çarşamba

yaralarım fotoğrafla doğaya dönmüş...

fotoğraflarla olmuyor her zaman...ama çoğu zaman da oluyor neyse ki...
ne mi oluyor? bilmiyorum pek o kısmını.. ama olmayanları biliyorum.
mesela daha temiz olmuyor hava..daha tok gezmiyor sokaktaki hayvanlar...daha yakın olmuyor kıtalar...kıtalar kadar bile yaklaşamıyor birbirine insanlar...
tabi ya insanlar var bir de... olmuyor insanlar...onlardan hiçbişey olmuyor.
miktarı neyse o...ana rahminden çıktığında bile çok fazla aslında insan...olduğundan daha fazla olamıyor. matematiği olmuyor, coğrafyası olmuyor..hem kendine hem doğaya aykırı...
olmaya çalışıyor..çalıştıkça azalıyor..azaldıkça çatışıyor...yapımı yarım kalmış bi inşaat gibiyiz.deprem gibiyiz.kendi kendimizi yıkıyoruz.doğa bizi sevmiyor.dövüyor,yaralıyor ve nihayetinde öldürüyor...insan hep yarım kalmış bu hayata...ve kendine hep çok fazla.
düşlemeyi öğrenmiş çünkü..düşmeyi değil.her seferinde yara bere..
bakıyorum makine elimde..fotoğraflar..hepsi yara bandı,sargı bezi gibi...metrelerce,sayısızca.
kırmızı çok fazla var fotoğraflarımda..her kırmızı birer yara.kadraja sığmamış.taşmış içimden.
bakıyorum fotoğraf olmuş. bakıyorum yaralarımın hepsi birer kırmızı. kırmızıların hepsi birer fotoğraf. fotoğrafların hepsi birer yara.
basılmış fotoğraflar...irili ufaklı hepsini bi kağıda aktarmışım. daha bi kırmızılar kağıtta...
kağıt ağacın ölümü...
tüm yaralarım ölü bi ağacın kusursuz parçası şimdi..

yaralarım fotoğrafla doğaya dönmüş...

5 Haziran 2014 Perşembe

koşarak kaçsak ya bu şehirden

ne zaman bi kalabalığa girsem
insan yüzlerine bakıyorum tek tek
belirgin yüz hatları olan,belirsiz ruh hatları olan yüzlerine...
yabancı,boş,ifadesiz gözler verilmiş hepsine...içlerinde istisnası yok.onlar olduğunu sanıyor muhtemelen...

ne zaman bi kalabalığa girsem
işte diyorum yalnızlık tam da burada.

koşarak kaçsak ya bu şehirden...











sürekli yağmur yağsa temizlenir belki dünya....



24 Mayıs 2014 Cumartesi

bul(un)ut

bulutları seviyorum..her yerde buluyoruz birbirimizi...
her mevsim... 
sonra onlar yoluna devam ediyor..ben de yoluma...
sevdiğim her insanla yaptığım gibi..
bulut..
bul(un)ut...
bul..ve unut...


9 Mayıs 2014 Cuma

plastik

pencerenin ardı bulutluyken,yağmur varken,
biraz da pencerenin kendine yakın olan kısmına bakman lazım sanırım...
içerdesin sen,ıslanan değilsin...
ki ıslansan ne fark eder.
orada sana yakın duran çiçekler var..plastik bile olsa..."
dedi yabancı...
haklıydı...


29 Nisan 2014 Salı

karınca II

biriyle konuşmak isteyip de konuşamayınca ne yaparsınız..? ya da konuşacak birini bulamadığınızda? veya konuşacak biri olsa da anlatmaya çok da haliniz olmadığında.. gariptir ki insanın her daim yazmaya hali oluyor. her zaman yazacak boş bir yer buluyor. yazabiliyorsa iyileşiyor..iyileşiyorsa ne şanslı...

şu an evin içinde karıncayı arıyorum. karınca kim diyenler varsa, benim evde bana hayat dersi veren, duş alırken tanıştığım, şu fayans oluğundaki karınca. çekip gitmesi için sebep yok ama gitmiş de olabilir. kimin çekip gitmesi için sebep var ki zaten. ama bir yerden bir yere gidiyoruz işte hepimiz. bu çekerek mi oluyor çekmeyerek mi bilemiyorum ama gidiyoruz. adını da karizmatik olsun diye "çekip gitmek" koyuyoruz...ne çektiğimiz meçhul...ama bir yerden bir yere gidiyoruz işte hepimiz. evden işe... işten eve.. şehirden şehire.. ülkeden ülkeye...insandan insana... şimdi yine kedi sevgim devreye girecek ama bi tek kediden gidilmiyor sanırım. bir kediden çekip gidilmiyor...yerinde duramayan insan ruhunun, yerini yurdunu kalıcı kılan tek varlık bunlar. kedisi olan bilir. aşk için kalamayan bile kedi için kalıyor.

neyse...

gidebileceğimiz en uzak yer,kendimizden yola çıktığımızda başlıyor.yoksa hiçbir halta gitmiş sayılmıyoruz aslında. ben şu an kendimden yola çıkmak istiyorum.nereye gideceğimi bilmeden,oraya buraya çarpa çarpa...

karıncayı arıyorum..ufacık karınca nasıl aranır ki koca evde demeyin. öyle yastık altlarında,kütüphane diplerinde aramıyorum elbette...hissederse çıkar ortaya,yine beni afallatır diye düşünüyorum. karınca neredesin ki ??? kendinden yola çıkmış olabilir misin?

Luna ve Shagrath'a soruyorum. cevap veremeyeceklerinden tabi, "biz görmedik,patilemedik" der gibi bakıyorlar. 
inanıyorum... insan olmadıklarından...

karınca..herşey garipleşti zaten sayende...kavramlar somutlaştı...ya da ben varolan garipliklere ve kabullenemediğim soyutluklara kılıf uyduruyorum. insan değil miyim işte... değil miyim yoksa ?!



...

ille de gitmesi gereken insanları seviyorum
gitmeleri gerektiği için...mi ?

11 Nisan 2014 Cuma

karınca

yine uzun zamandır yazamıyorum...diye kendi kendime şikayet ederken bi karınca ile tanıştım bu sabah duşta. evet şu bildiğiniz böcek türünden çalışkan olan karınca...bildiğiniz duşta..su, sabun işte bildiğiniz duş. fayansın kenarındaki ufak çatlağa sığınmış, etrafa saçılan sulardan mümkün olduğunca uzak durmaya çalışan bir karınca... öylece 10-15 dakika suyun altında bakıştık sanırsam.. o bana baktı mı bilemiyorum, gözlerini seçemediğimden... ama benim ona baktığım kesin...su taneciklerinden birine kapılıp da yolu marmara denizine düşmesin diye duşun yönünü çevirerek baktığım hem de..
kafan mı güzel sabah sabah demeyin..sanırım herşeye rağmen kalbim hala biraz güzel...

ne çok şey düşündürdün bana sabah sabah karınca...hem de duşta.daha kahvaltı bile yapmamışım. sert bi tanışma olmadı mı bu...senden kaynaklı değil. düşünceler sert...

suyu üzerine bir çevirsem ölüp gidecek..hayatı elimde !
nefret ettiğimiz onca insanı öldürmeye cesaretimiz yokken, bu ufacık karıncaya karşı ne bu sarkastik cesaret?? bi hayata son verebilirim şu an, ya da hayatını ona bağışlayabilirim. tanrılaşmak bu işte...bi fayansın kenarına sığınmış hayatı var' etmek,yok' etmek.

nasılsa herkes birbirini öldürüyor... kimi aşkla öldürüyor,kimi nefretle,kimi parasıyla, kimi devletle, kimi mermi ile, kimi sözleriyle(işte bu en kötüsü)...
"sevdiğim için öldürdüm" yazmış adam geçen gazetede.. aşırı sevgiden öldürülmek ister miydim bilemedim. hala yaşıyorsam demek, öldürülebilecek kadar sevilmiş olmadığımdan henüz...

kimi de kimseye gücü yetmeyince karıncayı öldürüyor. durum biraz daha ütopik yani..aslında kendini öldürüyor..öldürdüğünü sanıyor...ölüm karıncadan daha büyük bişey değil...

ben karıncaya bakıyorum hala. karınca kıpırdamadan duruyor. onu öldürmem mümkün bile değil...bilmiyor...
bilse basıp gider. ama bilmiyor... sığınmış fayansın kenarındaki oluğa. baktığını görmüyorum...gözleri çok fazla küçük..varlığı çok fazla büyük...

ben burda suyu kıpırdatmaya korkarken bi hayat bitmesin diye... insanlar şu kapının dışında ne kadar da cesurca yaşıyorlar diye düşünüyorum.. sanırım cuma sabahım çöküntüyle geçecek..eyvah!

bi kahvaltı yapar, çıkar yağmurda biraz yürüyüş yaparım diyordum..şimdi burada, fayans oluğunda bir hayat var. dışarda saklanabileceğimiz bir fayans oluğu bile yokken milyarlarca katil var. ufaklığından dolayı göremiyorum gözlerini karınca! oysa benim kocaman gözlerime bakma zahmetinde bile bulunmayan milyarlarca insan var dışarda. o fayans oluğunda senle kalmaya ihtiyacım var ! bakıp göremeyenlerden kurtar beni !

6 Nisan 2014 Pazar

yalan yalnız şeyler

...yalnızlığı sevmeyen biri olarak,
yalnızlığın aslında ne kadar zararsız olduğunu anlayıp alışmam yalnızca 27 yalnız yılımı aldı...
şimdi yalnızca ayna karşısında hissetmiyorum yalnızlığı ve
yalnızca ayna karşısında bırakıyorum kendimi kandırmayı...

28 Mart 2014 Cuma

mevkii

sarhoşlar mutlu, ayıklar mutsuz..
çünkü hayat bize öğretilen mevkide değil.

15 Mart 2014 Cumartesi

suçlu

herşey ama herşey,
ben büyüdükçe boyutları ve anlamı küçülen,
anladıkça delirten bir dünyanın
yanlış hesaplanmış boyutlarına sığamayışımdan...

28 Şubat 2014 Cuma

güzel bi kadını uğurlamak...



az önce Libadiye caddesinde bir apartman dairesini öylece bırakıp çıktım...içinde yaşadığım 20 yıl ile beraber çıktım...çarşafları sökülmüş, ağrıları dinmiş boş bir yatağa son kez bakıp...

15 Şubat 2014 Cumartesi

'ben' zerlik...

sonunda tek benzer yanımız kaldı: saçlarımız...

yürüyerek

insanları sevmekten geliyorum..hem de yürüyerek
bu yüzden yorgunum gibi..

bazen...hatta çoğu zaman..belki de her zaman...
çok iyi tanıdığımı düşündüğüm insanlara bakıyorum ve
diyorum ki:
"bunlar da kim... ?"

herşey için gitgide geç kalıyoruz veya herşey için henüz çok erken..bi zamanlama hatasının içindeyim gibi..


kendime bi hayat hediye ettim..

9 Şubat 2014 Pazar

içimize yalnızlıkla düşenler

içimize yanlışlıkla düşenler...
içimize yalnızlıkla düşenler...
belki birgün olur..
belki bilinçli bırakır insanlar kendilerini
kendilerinden...

30 Ocak 2014 Perşembe

yazıyorum çünkü...

...yazabiliyorsan,
iyileşiyorsun demektir.

fotoğraflarımdaki insanlar

fotoğraflarımdaki insanlar..iyi geceler size..
uyumayı seversiniz siz..sizler uyuyabilesiniz diye uyanığım ben bu saatte...
sırtınız dönükken bile, yüzünüzü görebildiğim için
ölümsüz olmanız için fotoğrafladım sizleri geçmişime.
en yakınımdayken bugün, birgün en uzağımda olacağınızı bildiğimden...

bir ol'uş ve bir öl'üş hikayesinden ibaret kıldım sizleri..

bir fotoğraf karesi..
içinde yakın-uzak insanlar..net-silik suratlar..
alt tarafı buydu gördüklerim sizde...
diğer taraflarını anlayamazdınız...

insan ve insana ait olmayan 2'ler üzerine...


son "2" yıldır ne kadar da gereksiz yere kapatmışım kendimi kendi içime...kendime kendimden duvarlar örmüşüm...huy işte..ille sonuna kadar vazgeçmeyeceğim tavırları...vazgeçmek ayıp değildir ki oysa..kaybetmek demek de değildir vazgeçmek...pekala vazgeçmeli insan gerektiğinde...karşınızdaki duvar(insan) sizi yalnızlığa gömmeden...ki doğru insan, yalnızlığa gömen değil, kendinizden yeni sizler yaratıp çoğaltandır sizi... kendi kendinizle konuştuğunuz cümleler ve saatler uzuyorsa, bu işte bütünüyle bir hata var demektir...

...ve 2. bir şansı hiçbir zaman haketmez insan ...birine vereceğiniz 2.şans, sizde izi geçmeyecek yaraları açma yetkisi vermek demektir. "ilk yarayı kapattım,o güç bende var...hadi 2.sini aç!" demektir... bilmez ki aslında yaralanmayı göze almak zor iştir,esaslı iştir. tamir etmek zor, yaralamak ise kolay iştir.

kolay olan seçilir elbette...kolayı seçer tekil insan...

siz tek parça iken güzelsinizdir gözünde, oysa yine hep "2"likten ve 2'liği kabul edemeyişten olacak ki, kırılmış halinizi (kendisidir kıran oysa) beğenmez insan. 2 parça olmuşsunuzdur ne de olsa.. belki çok daha fazla sayıda parça...
2'ye saçılmış halinizle bile tek bir dünyadan bakmaya çabaladığınızı kendisine, anlayamayacaktır artık insan... girmişsinizdir bi kere 2'nin o derlenip toparlanamaz yoluna...

insan kendine verilen 2.şansı anlamaz işte..doğasında yoktur çünkü...alışamaz çoğul kavramlara..."2" her şekilde birkaç beden büyük gelir...2 ağırdır insana...
"ben-sen" kurtarılabilir eşya iken felaketin ortasından, biz; yağmalanmıştır çoktan...
2 sayısı çoktur çünkü insana... 2 korkutucudur...ciddi iştir 2 tane olması herhangi birşeyin...2 çok gelir 1'le de yetinemeyen insana...1'i çekip çıkarmak daha kolaydır, 2'nin bağlı yaşadığı insana yabancı düşen medeniyetten.
"2" insan için yaratılan bi kavram değildir çünkü... bu yüzden herkes yalnızlıktan şikayet eder genelde..ama herkes yalnızdır da aynı zamanda... ben yalnız değilim" diyenler, 2'nin düşsel cazibesine kendini kaptırıp gidenlerdir..ne mutludur onlara...

insan 2'ye alışamaz işte...2'ye de ayrılamaz...1 gibi dimdik durmak ister çünkü...
2 gibi eğilmeyi göze alamaz...beceremez de...
"1" vardır çünkü insanın bilincinde hep..egoistlik...bencillik..."ben"cilik...1cilik...tekillik...benmerkezcilik...

tek gelmiştir tek gidecektir insan...

ikinci şansı asla haketmeyecektir...

28 Ocak 2014 Salı

yağmur sıfırdan yağar

yağmur yağar..mutlu eder...güven verir...korur...arındırır...ama sonsuza dek sürmez diner... 
neyseki başka bir gün 
başka bir gece veya sabah, 
tekrar başlar..
sıfırdan yağar herşey...



19 Ocak 2014 Pazar

madem yalnızlığı sevmiyoruz, o zaman yalnız olmalıyız

hergün birbirini gören 2 yabancı ya da yıllarca görüşmemiş olan 2 yakın tanıdıktı aramızdaki bağ...
çift kişilik bir hayata tek başına sığılmıyor.
bu yüzden tek kişilik yemek yapmayı öğrenemedim hala...hep 1 tabak artıyor...hep 2 kişilik...

madem yalnızlığı sevmiyoruz, o zaman yalnız olmalıyız...

13 Ocak 2014 Pazartesi

bencil

sokaklar...tanıdık yabancılarla dolu..

şimdi birileri biryerlerde birilerini seviyor..
ve onların kalıcı yalnızlıklarına geçici çareler yaratıyor..

ben artık bir insanı sevebilecek kadar bencil olamıyorum.

23 Aralık 2013 Pazartesi

valiz ve erkek

eşya toplamak ne kadar tanıdık ve bildik bişey.. 
bi kaptanın kızıyım ve ömrümün yarısı bi erkeğin eşyalarını valize doldurmakla geçti..
şimdi tek fark, 
annem yok yanımda yardım eden...

ve eğer bi denizcinin kızıysanız,yerleşik hayat nedir pek bilemezsiniz.hep hayatınızdan gitmesine izin vereceğiniz bi erkek olacak demektir bu.

9 Aralık 2013 Pazartesi

sahip...lik



kirlenmemiş siyahları, tüm tondaki kırmızıları ve kirlenmiş beyazları istiyorum
özgürlük değil, özgürlükler istiyorum.
benim olmayanları sahiplenirken,
benim olanları savurabilirim dünyanın kalabalığında bi yere...

19 Kasım 2013 Salı

anne evi

normalde sevmediğim şeyleri,
mesela danteli
pembeyi
güneşi...
anne evi içinde oldukları zaman nasıl da seviyorum...

güneşin rengi ve pembenin tonları ancak,
sınırlarında bir annenin olduğu evde böyle güzelleşir...

16 Kasım 2013 Cumartesi

küçücükken koskocamandı doğum günleri


küçükken diye lafa başlıyor insan..bunu çok sık yapıyor..
büyüdükçe daha da sık...
büyüdükçe küçülen, anladıkça delirten bir dünyaya sığamadığından...

küçükken ne güzeldi...diye lafa başlıyor insan...
hani yüz hatlarımız daha kime benziyor, annemize mi babamıza mı daha çok..o bile belli değilken...
çok eskiden... ailede beyaz saçlı, buruşuk yanaklı güzel yüzlü ihtiyarlar varken..
boyu 1 metreyi aşmayan arkadaşlara sahipken...
o çok beklenen pastanın süsleri için kuzenlerle "kim yiyecek" kavgası ederken...

insan çaresiz.
kendi büyüdükçe dünyası küçülen, anladıkça delirten bir hayata sığamadığından çaresiz...
küçücükken koskocaman olan dünyasına,
koca adam olunca, sığışamayıp sıkışıp kalmışlığından çaresiz...

küçükken... diye lafa başlıyor insan..
lafın sonunu getiremiyor bile.

17 Ekim 2013 Perşembe

miktar

hayat ne garip...
bi bakıyosun başladığın yerdesin..
biraz artmış,ya da biraz eksilmişsin. 
ama tam olarak aynı miktarda değilsin...

6 Ekim 2013 Pazar

tekil

Büyükada'daki çiftli bisikletlerin aniden kaldırılışından belliydi, yakın zamanda ne kadar tekil kalacağımız...

6.ekim 2013

16 Eylül 2013 Pazartesi

kedi patisi

yanağınızda bi kedinin patisiyle uyumak ne demek bilemezsiniz.... bunun için kedileri sevmeniz ya da bi kediniz olması yetmez. bunun için bi kedinin sizi sevmesi gerekir...ve bu bir insanın sevgisini kazanmaya da benzemez. hiç kolay değildir. 
kediler lüks arabanızla ilgilenmezler... onlara para veremezsiniz... cinselliğinizi kullanıp etkileyemezsiniz. 
yakışıklı ya da güzel oluşunuza bakmazlar. 
duygusal geçmişiniz onları ilgilendirmez... bi kediye şiir okuyup gönlünü fethedemezsiniz. 
rüşvet yediremezsiniz. (mama bi çesit rüşvettir gerçı ama bu sadece başını okşamanıza yetecektir emin olun) kısacası özel ve zor canlılardır insanların asla olamadığı kadar... 
ayak ucunuza kıvrılıp yatması bile bi lütufken, yanağınızda bi kedinin patisiyle uyumak ne demek bilemezsiniz...
bunun için onun sizi sevmesi gerekir... kendi evinizde onun kurallarıyla yaşamanız gerekir... 
yanağınızda bi kedinin patisiyle uyumak ne demek bilemezsiniz... ah bi bilseniz bu herşeye değer... 
bu saatte niye mi yazdım bunları...? 
şu an yanağımda bi kedinin patisiyle uykuya dalıyorum...

2 Eylül 2013 Pazartesi

hayata ait




kafesinin kapısını açtım..
gerçi hiç kapatmamıştım... 
uçup gitti... dönüp gelmedi... 
demek ki hayata aitmiş...

17 Ağustos 2013 Cumartesi

çürümek

bedensizlikten değil de 
ruhsuzluktan korktuğum için tercih ederim mezarlıkları kalabalık şehir meydanlarına...
"yaşlanmak" çürümenin insanileştirilmiş tabiri yalnızca... 
çürüyoruz şimdi henüz yaşlanmadığımız yerlerimizden...
çünkü tüm insanlar ağzına kadar insansızlıkla dolu.


28 Temmuz 2013 Pazar

ölmüyor gibi yapalım


yaşıyor gibi yapalım ölmüyor gibi yapalım
gülüyor gibi yapalım,hüzünsüzmüşüz gibi yapalım...
yaptıklarımıza elbet biri inanır...
biri inanmasa da biz inanırız.
gün geçirir, yol bitiririz
zannederiz
umarız
bekleriz...
her geçen gün geçmiyormuş gibi yapalım
ölmüyormuş gibi yapalım
kan içindeyiz, kanamasız gibi yaşayalım
görüyoruz herşeyi her detayı, körmüş gibi bakalım
yapabilecek o kadar çok hata var ki
yenisini yapalım..birimiz toparlayıp birimiz dağıtalım.
o kadar eksiksiz olsun ki hatalarımız, tüm hataları hatasız yapalım.

28.07.2013

21 Haziran 2013 Cuma

...ve doğa insanı biraraya getirdi

şu anda yarının artık bugün olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız. çok geç kalmış olmak diye bir şey vardır. sayısız uygarlığın beyazlamış kemikleri üzerinde şu acıklı sözcükler yazılı: Çok geç !
eyleme geçmezsek; merhameti olamadan güce, ahlaklı olamadan kudrete, kavrayışı olamadan kuvvete sahip olanlar için ayrılmış zaman koridorlarına sürükleneceğimiz kesin. 

(Martin Luther King)