11 Temmuz 2016 Pazartesi

intihara saygı...


Bu yazı ölüm ve intihar içermektedir
Rahatsız olanların okumamasını öneririm…


Arapça “Nhr” kökünden türeyen ve “ölüm kararı alma” anlamına gelen bir kelime “intihar” 
TDK'da ; kendi yaşamını tehlikeye sokacak aşırı bir davranış ya da eylem" olarak tanımlanıyor.

Yaşayarak ölümü tehlikeye sokuyorsak peki?
Ölüme gidiş, aşırı bir davranış- eylem olarak tanımlanıyorsa, bunun tam tersi olan doğum da aşırı bir davranış ya da eylem mi?

İnsan doğumunu yönlendiremediği için ölümünü yönlendirmek istiyor olabilir pekala. Çünkü doğduğu andan itibaren yönlendirmeyi ve iktidar kurmayı sever insanoğlu. Daha bir bebekken sevdiği mamayı yemek ister, istediği zaman kendisiyle oyun oynansın ister, okul hayatında saçlarını kendi beğendiği gibi yapmak ister, disipline gitme pahasına da olsa kuralları yıkmak ister, istediği bölümü bitirip, istediği üniversitede okuyup, hayal ettiği mesleğe sahip olmayı ister, düşlediği kadar para kazansın ister, hayalindeki kişi ile evlenmeyi ister, çocukları olsun ister, çocuk olur bi çocuk daha ister, işi olur terfi ister, tabi bunları isterken yine bunlara dair yönlendirebileceğine inandığı milyarlarca dünyevi şey ister…ister..ister…
Mal mülk maddiyattan tutun da manevi olarak da hep doyumsuzdur insan. hep ister…
Peki tüm bunları isterken ve isteyip başarabildikleri için alkışlanırken, ölümü istemesi neden garip ve acizce karşılanır?

Ölüm bir çeşit boyut değiştirmekse, istenildiği zaman istenildiği yerde bu yolculuğa çıkma kararı almanın nesi gariptir? Bir insan yanmak, boğulmak, trafik kazası geçirmek, yaşlanıp yatağını kirletmek, depremde binalar altında ezilmek, cinayete kurban gitmek, terör saldırısında parçalanmak, savaşta kurşun yemek, kalp krizi geçirmek, alzheimer olmak istemeyebilir. İntihar etmeyen kesim bu saydığımız veya benzeri sonlardan biri ile hayatını noktalayacaktır muhtemelen. Buna mecbur mudur? Ölüm kararı vermek neden acizlik olarak tanımlanır?
İntihar kararı almak için bu dünyada bir nevi arabeskimsi acılar çekmiş olmak şart mıdır?
İnsan sabah uyanıp duşunu aldıktan sonra kahvaltısını yapıp, çayını-kahvesini yudumlarken, en rahat koltuğuna uzanıp, sevdiği bir filmi izlerken huzur içinde bir kutu ilaç içip ölmesi mümkün değil midir? Bu acizce midir?

Hiç düşündük mü aslında yaşamanın acizlik olabileceğini?
Kaçımız bilinmeyen bir boyuta geçmeye cesaret edebilir ? (Bırakalım boyut değiştirmeyi, tek başına şehir değiştirmeye cesaret edemeyen insanlar yaşıyor aramızda ! hangi acizlikten, kime göre acizlikten bahsediyoruz :))) !!!

Farzedelim intihar kararı aldınız. (Farzederken bile hoşunuza gitmiyor değil mi:) Bu kararı gerçekleştireceğiniz anda aklınızdan neler geçecektir? İlk önce acaba acı çekecek miyim? (insanoğlu ölüme giderken bile egoist ve bencildir çünkü, kendini düşünür) Acı çekme düşüncesinin sonunda, dünyevi düşünceler yerini alır…
-Ben öldükten sonra eşim başkasıyla evlenir mi?
-Çocuklarım beni aciz biri gibi hatırlar mı?
-Kızım erkek arkadaşıyla öpüşür mü? Eve kaçta gelmeye başlar kimbilir?
-Bankadaki paraları harcayamadan gitmek?
-İş arkadaşlarım arkamdan kimbilir neler der…
-Köpeğimi sokağa atarlar mı acaba?
-Keşke o görmek istediğim ülkelere de gidebilseydim…
Ve daha milyarlarca dünyevi düşünce… insan bunlara bir cevap bulamadığı ve bunları ölümünden sonra yönlendirme gücünü kendinde bulamadığı için intihara cesaret edemez. Elbet birgün ölecektir bunu bilir. Ama öleceği güne kadar bunları ve hayata dair binlerce gereksizliği çözümlendirebilecek olma isteği gibi imkansızca bi kısırdöngüye kapılır gider. İşte bu yüzden bir çoğumuz “acizlik” diye adlandırdığımız intiharı aklımıza bile getirmez,  gerçek acizlik olan hayatın içindeki kısırdöngüde, her tarafımız kırışıp, hasta yataklarımızda inleyerek kalbimiz duruncaya dek yaşamayı tercih eder,  bunu "huzurlu vadeli ölüm" diye tanımlandırıp, altımıza işeyerek ölmeyi marifet biliriz. Ölüm kararını tekelinde tutan insanlara da kaba tabirle bok atarız ! Ölümün yaşı ve sırası olduğuna inanırız. "Allah sıralı ölüm versin" diye dualar ederiz. (Neyin sırasıysa bu...) Biri öksürür tıksırır, hemen "çok yaşa" deriz.  Aramızda hala yaşamakta olanları över, “dirayetli insan” diye yüceltiriz. Hele bu insan sıkıntılı bir hayat yaşıyor ve hala da nefes alıp veriyorsa iyice yüceltir, kendisini acılara göğüs germiş başı arşa ermiş filozof adayı olarak benimseriz. Öldürmeyen acı güçlendiriyor ya hani, güçlenmeyi dünyada daha uzun süre kalabilmek olarak algılarız.

Ben intiharı düşündüm mü?
Hiç düşünmedim.
Bunları intiharı hiç düşünmemiş biri olarak yazabiliyorum.
Hiç düşünmemiş olacak kadar aciz miyim peki?
Ölüm kararı almak (boyut değiştirme kararı almak) fazla düşünülecek bir şey değildir. ben yukarıda saydığım dünyevi değerleri de düşünmeyen biriyim zaten. Bana sorsalar kimse de fazla düşünmesin derim. 

Eğer garantisi olsaydı, öldüğünüzde çok sevdiğiniz ve özlediğiniz hayata-kişilere kavuşacağınızın? Köprülerde atlamak için sıra oluşturan insan kuyrukları görürdük muhtemelen. ölüm yolculuğuna çıkmanıza uygun ilaçların satışları artardı eczanelerde. 
İşte cevap bu kadar basit. 
İnsan bilinmeyenden kaçar.
Garanticidir ! Bencildir !

Bu yazıyı okuyan ve yakın-uzak çevresinde intihara teşebbüs etmiş kişileri tanıyanlarınız mutlaka vardır… Onlara bir de bu açıdan bakın. Ölüm kararı sadece bir şeyleri bitirmek, sıkıntıları sonlandırmak veya birşeylere “dayanamadığı için” başka boyuta gidiş kararı almak değildir.
İntihar kararı gayet bilinçli, sakin koşullarda da verilebilir.
Yeni bir eve taşınırken, yeni bir yaşa girerken, aşık olup evlenirken,  iş değiştirip terfi ederken  ve bunlar gibi hayatında yeni kararlar alırken tebrik edilen alkışlanan insanoğlunun, ölüm kararı aldığında basite indirgenmesi, ayıplanması ve “intihar edeni Allah bile affetmez cehennemde yanar” şeklinde dinsel açıdan bile yargılanması doğru mudur?

Peki yaşam affedecek mi bizleri?
Hala yaşıyorsak bu işte bir acizlik olabilir.


Lütfen intihara (ölüm hakkına) saygı…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.